Yaşamak

fbeb046e147ba2046059731d860ebcd4

Yaşamak emin olmamak, sırada ne olduğunu ya da nasıl
olduğunu bilmemektir. Nasıl olduğunu bildiğiniz anda ölmeye
başlarsınız. Sanatçı asla tam olarak bilmez. Biz tahmin
yürütürüz. Yanlış tahminlerde bulunabiliriz; ama karanlığın
içine adım atmaya devam ederiz. -Agnes De Mille

Hayat denize açılıp batmak üzere olan bir tekneye binmek
gibidir. -Shunryu Suzuki Roshi

İnsan olmanın kaçınılmaz muğlaklığı, biz ne kadar istesek
de, hiçbir zaman “Bu tek doğru yoldur. Bu iş böyle yapılır. Tartışma
bitmiştir.” diyemeyecek olduğumuza işaret eder. Chris
Hedges bir röportajında, bir grup ya da
dinin kendi görüşünü tek gerçek olarak sunmakta ısrar etmesi
durumunda ortaya çıkan acıdan da bahseder. Bireyler olarak
bizlerde bol miktarda köktenci eğilim bulunmaktadır. Bunları
kendimizi rahatlatmak için kullanırız. Gerçekliği derli toplu
bir şekilde açıklamak için bir pozisyon ya da inanca tutunur ve
diğer olasılıklara açık olmanın getirdiği belirsizlik ve rahatsızlığa
katlanmak istemeyiz. Bu pozisyona, üzerinde durduğumuz
kişisel bir kural gibi sımsıkı sarılır ve dogmatikleşiriz.
Bu köktenci ve dogmatik eğilimlerin kaynağı sabit kimlikler,
kendimiz hakkında sahip olduğumuz, iyi, kötü, değerli,
değersiz ve benzeri sabit yargılarımızdır. Sabit bir kimliğimiz
olduğunda da gerçekliği yeniden düzenlemekle uğraşmamız
gerekir; çünkü gerçeklik her zaman bizim görüşümüzle uyumlu
olmayacaktır. -Pema Chödrön

Reklamlar
Genel içinde yayınlandı

hiç

space

Yaşam akıp mı gidiyor, kayıp mı gidiyor; artık önemsemediğim zamanlardayım.
Elbette bu, zamanla ilgili değil,
anlamak gibi bir şey…
Neyi anlamak? İşte bunu tarif zor ve belki de gereksiz
Bir yerdeyiz, sürekli birileri ekleniyor, birileri eksiliyor
Sanki bir ormana düştük ve hafızamızı kaybettik
Işığı görürsek yürüyoruz, neden yürüyoruz açıklayamıyoruz
Ama mutlaka bilmek istiyoruz, neyi bilmek istiyoruz?
Karanlıkta korkuyoruz, neden korkuyoruz?
Bu orman neresi, nasıl düştüm buraya? Ya bu diğerleri?
Bazen küçük bebek şeklinde yenileri geliyor, bazen de birileri ortadan kayboluyor
Gelen nereden geliyor, giden nereye kayboluyor?
Ne yaparsam yapayım sadece çırpınmadan ibaret
“Buradasın çünkü ilahi plan var” dedi birileri
“Nerden biliyorsun?” dedim
“Bana başka bilge söyledi” dedi
“O nerden biliyor?” dedim. Bu böyle devam etti ve öyle bir noktaya geldik ki
Durduk…
Cevabı kimsenin bilmesi mümkün değil
CEVAP YOK!
ve cevap bu.

Üzüldüm ve üzdüm
Kızdım ve kızdırdım
Kırıldım ve kırdım
Bunlar gerekli miydi?
Bilmem… Kim verebilir ki cevabı?
Artık merak etmiyorum
Ormanda yolumu ararken yorulmuş değilim
Sadece merak etmiyorum, kendi isteğimle gelmediğim yerdeyim
OLmaktan başka yapabileceğim(iz) bir şey yok
Sonra…
Bilemeyiz ki sonrasını
Belki de büyük bir sürpriz bizi bekliyordur
ya da her neyse
bilemeyiz.

Her gece telefonu şarja takar gibi
derin uykuya dalıyoruz ve bu bize normal geliyor
evet normal
merak etmiyoruz, neden uyumak zorundayız?
merak etmiyoruz çünkü normal
çünkü bunun nedenlerini düşünmeye programlı değiliz
program?
ya beynimiz gece uyurken hala nasıl çalışıyor?
kalbim ben bilinçsizce uyurken nasıl kan pompalıyor?
ya nasıl nefes alıyoruz uykudayken? normal mi?
NORMAL…
benim bedenimi yaşamda tutan bir şey var sanki
ama ben buna hiç müdahale etmiyor gibiyim
sanki otomatiğe bağlanmış
otomatik?
hücrelerim bir şeyler yapıyor, ne yapıyor?
ben izin verdim mi?
heey hücrelerim kim dedi size durmaksızın işinizi yapın diye!
cevap?
belki verdiler, duydum mu?
duyduk mu?
kimbilir belki de sorduğumuz çok şeyin cevabı gibi.
hoşçakalın…

-zng-

Genel içinde yayınlandı

Enerji İçeceği Yüzünden Fiziksel Hasara Uğrayan Adam ve Onu Asla Bırakmayan Eşi

“Aşk, küçük bir şey değildir. Yalnızca telefon görüşmeleri, buluşmalar ve hatıralardan oluşmaz. Aşk, ummadığın durumlarda bile fedakârlık yapabilmektir. Aşk, özveridir.

energy-drinks-caution-story-parents-brianna-austin-59e06b4e86095__880

Görsel | Posted on by

Felsefe nasıl yapılır? Zor mu? Çok mu bilmek lazım? Şart mı?

Önce konuya karar verilir. Derinlik düzeyi ölçülür. Derin felsefe yapabilmek için bilgi birikimi gerekir çünkü kullanacağın kelime çeşitlenir, ifade tarzın alengirlenir.

Felsefe yapmak için ille derin mi olmak gerekir? Ordan burdan kopyala yapıştır bilgileri, çok da okumayan, düşünmeyen insanların önüne sürersin her türlü yerler. Yedirirken araya bol bol  “en en doğru”, “en onurlu”, “daha anlamlı” gibi “en, daha, çok, doğru, yanlış, iyi, kötü, cahil” vurgulu cümleler serpiştirirsin. Derin felsefe servise hazır.

Derin olmayan felsefe değersiz midir? Günümüzde en çok para eden budur. Okumaya devam et

Genel içinde yayınlandı

Roman- Zeki Kusursuz Seven

zroman kapak

İstanbul’da 90’lı yıllarda üniversite öğrencisi bir grup arkadaş arasında başlayan ilişkiler ve bugüne uzanan tutku dolu bir aşkın onarıcı etkisi… Zeki her kadının rüyasındaki erkektir ama kimse kusursuz değildir. Sevgi bir şarta bağlanabilir mi? Bağlanırsa adı sevgi olur mu? Bir nedenle kalbinin en değerli köşesine oturttuğun kişi için neleri göze alabilirsin? Bunun için kimin onayını beklersin? Dünyayı farklı yorumlayanlar birbirine aşık olabilir mi? Acaba duyguları kategorize etmek, zincire vurmak mümkün mü? Mümkünse bile bunu ne adına yaparsın? Buna değer mi? Çok şeyi en başa sarıp yeniden düşünmek isteyeceğiniz bir öykü sizi bekliyor. ZEKİ Kusursuz Seven… Gerçek sevginin gözü kusur görmez, zarar vermez, iyileştiricidir.

Buradan ulaşabilirsiniz–>>  Amazon

Genel içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi

Beynin Tümü Daha Önce Fark Edilmemiş Büyük Bir Nöron mu?

THE ANGELS AND THE GUIDES

5 Şubat 2015 tarihinde Bethesda; Maryland’deki Gelişen Yenilikçi NöroTeknolojiler Girişimi aracılıyla yapılan Beyin Araştırmaları Toplantısında, Seattle’dan Allen Beyin Bilimi Enstitüsü’nin Başkanı Christof Koch, gerçekten de çok şaşırtıcı bir şey açıkladı: Ekibi ile birlikte, beynin her iki yarısı boyunca yayılmış daha önceden fark edilmemiş üç claustrum (beyin merkezinde neokorteksin içi kısmına bitişik nöron tabakası) nöronunun olduğunu ve bu hücrelerden birinin de çok büyük olduğu sanki “dikenli çalılardan bir taç” gibi tüm beynin çevresini sardığını söyler.

View original post 342 kelime daha

Genel içinde yayınlandı

ZİHNİN MUHTEŞEM GÜCÜ – Gregg Braden

THE ANGELS AND THE GUIDES

greggBen bilim adamı olarak yetiştim. Altyapım pozitif bilimler, fizik bilimi, dünya yer bilimi gibi. 1960’larda 70’lerde bu eğitimi alırken, bugün konuştuğumuz iç dünyamız, içsel düşüncelerimiz; duygularımızı, inançlarımızı, etrafımızdaki dünyayı etkileyecek herhangi bir şeyi konuşma imkanı o zamanlarda yoktu ve her şey direkt deneyime dayanıyordu.

View original post 3.324 kelime daha

Genel içinde yayınlandı

Yanılsama 

Etrafınızda gördüğünüz eşyaların, şeylerin hepsi yanılsamadır. Neden? Varoluşta atomlardan oluşmayan madde yoktur. Atomlar, şimdi bildiğiniz üzere, enerji paketlerinden oluşur. Şimdi, o paketlere isimler veriyor ve birbirinden ayrılarmış gibi yapıyor olabilirsiniz, ama gerçek şudur ki,

devamı….. Kaynak: Yanılsama – Konsey (Mesaj 115)

Genel içinde yayınlandı

Toksik Aile

Aile ortamı, çocuğun hayatı tanıdığı, anlamaya çalıştığı, beşeri ilişkilerini öğrendiği ilk yuvadır. Anne karnında bile gerginlikleri hissettiği, kalp atışlarının hızlandığı deneylerle saptandığı bilinirken, ev ortamındaki kargaşa kim bilir onun dünyasını nasıl etkiliyordur? Birçok hastamla konuşurken çocukların yanında tartışmadıklarını söylemişlerdir. Bence bu da çok doğru değil, çünkü hayatımız hiçbir zaman güllük gülistanlık değildir, çatışmalar, tartışmalar her zaman olabilir; önemli olan çocuğa kavga etmediğinizi göstermek değil tartışmanın sonunda onun yanında konuyu bitirip

devamı: Kaynak: Toksik Aile

Genel içinde yayınlandı

Türkiye’de çıkan en iyi 100 kişisel gelişim kitabı

kisisel_gelisim_kitaplari

Türkiye’de çıkan en iyi 100 kişisel gelişim kitabı üzerinden

Genel içinde yayınlandı

Derin ve sığ solumanın arasındaki fark nedir?

Mustafa Kartal | Nefes Teknikleri üzerinden

mkl30267338536_w150

Genel içinde yayınlandı

Heidi’nin Gerçek Hikayesi – İsviçre’nin Karanlık Yüzü

Bir çoğumuzun özellikle de çocukluğunu 80’ler ve 90’lar da yaşayanların severek takip ettiği çizgi film kahramanı Alp Dağlarının sevimli kızı Heidi’yi hepiniz bilirsiniz. Peki ya heidi’nin gerçek hikayesi? Al yanakları, eskimiş elbiseleri ve kocaman yüreğiyle herkese yardıma hazır bu kız çocuğu, hatırlarsanız çoğu kez çıplak ayaklarıyla resmedilen heidi’nin gerçek hikayesi ve onun esin kaynağı

devamı:   Heidi’nin Gerçek Hikayesi – İsviçre’nin Karanlık Yüzü üzerinden

Genel içinde yayınlandı

yaşayarak kendini geliştiren sen

images

Güneşin gezegenleri selamlamaya durduğu,
Seni dünyaya ödünç veren gündeki gibi,
Varsın ve durmaksızın büyüdün o günden beri,
Dünyaya adım atarken uyduğun yasa gereği.
Böyle olmalısın, kaçamazsın kendinden,
Bunu söyledi kahin kadınlar, peygamberler bunu söyledi;
Ne zaman parçalayabilir, ne de herhangi bir güç,
Yaşayarak kendini geliştiren, belirlenmiş biçimi.
Goethe

Genel içinde yayınlandı

Jung on Film (1957)

Bu röportaj, Houston Üniversitesi Psikoloji Bölümü için Dr. Richard I. Evans tarafından Carl Gustav Jung ile Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü’nde 1957 yılında (5-8 Ağustos tarihleri arasında) yaptığı görüşmelerden derlenip toplanmıştır.

çeviride de emeği geçenlere teşekkür ederiz, çok değerli çalışmalar…ayrıca blog yazılarını da incelemenizi tavsiye ederim  http://birnevidipnot.blogspot.com.tr/

 

Genel içinde yayınlandı | ile etiketlendi

Cihan Ünal, Dünyanın En Tuhaf Mahluku, Nazım Hikmet

demeye de dilim varmıyor ama…

Genel içinde yayınlandı

Kadın başarısından rahatsız, “rahatsız beyin”ler-edebiyathane.com

2017-01-05_131905

Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok!.. Onların keyfine kalmış işim!.. Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi… Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye, yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü… Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi… Yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar…” DEVAMI

Genel içinde yayınlandı

falan filan için 32 sebep

A-mans-hand-writing-007

bir hızlı çağdayız ki tarifsiz

saat başı yeni teknolojik ilerlemelere şaşırmıyoruz bile

bir kere hız hakim olunca, diğer alanlara da bulaştı

hayat hızlıymış yetişmek lazımmış

koşmak lazımmış

ölmeden önce şu 65 yeri görmek lazımmış

evlenmeden önce şu 43 aktiviteyi yapmak

çocuk doğurmadan önce şu 24 kitabı okumak şartmış

hayat kısaymış mutlaka şu tüm zamanların en iyi 87 filmini izlemek gerekmiş

 

okuması kolay, resimli, rengarenk sayfalarda

hızla verilen mesajların da lezzeti var elbette

altı doldurulmadan cımbızla çekilen cümleleri bir çırpıda okuması da zevkli

ama anlık bir coşku, anlık bir gaz vermenin ötesine geçemiyor

 

bir kitabı açıp okumayı;  gardan otobüse binip yolculuğa çıkmaya ve yol üstünde ne varsa izlemeye, yolun tadını çıkarmaya, görüntülerin arasındaki bağı hissetmeye benzetirsek

resim üstü cümlelerle hızla verilen mesajlar ancak o yolculuğun mola yerleri olur

bir anının bazı yerlerini hatırlamak gibi

bir şarkının birkaç kelimesini mırıldanmak gibi

kesintili haz

 

yolun bütününün farkında olmak

olduğun yeri anlamak için şart

mola yerleri arasında uyuyup nerelerden geçtiğini bilmeden varacağın yere gitmek

hızlı ve dolu dolu yaşamak değil

tam tersine boşluklarla doldurmak yaşamı sanki…

 

alışveriş listesi benzeri okumalıklar

biraz yavan kaçıyor.

 

(zng #16)

 

Genel içinde yayınlandı

Masum sendromu

hand-garden-flower-dandelion

tanımadığınız biri için “nedense sinir oluyorum şuna” dediğiniz oldu mu?

herhangi biri olabilir; mahalle kasabının dükkanında gördüğünüz bir adam, parkta otururken karşınızdaki banktan sırıtarak sizi izleyen bir ergen, telefonundan mesajlaşırken arada etrafına kahkahalar atan gençler, televizyon reklamındaki yeni nesil oyunculardan biri…

“nedense” sinir olmamızın “nedeni” vardır elbette; onu farketsek dünya sorunlarının kökenine yol açılacak ve o yoldan çıkışı bulacağız.

çünkü o yol hepimizin kendi içinde olan “nedense nedeni” doğuran bir “negatif program”.

dünyanın bize karşı olduğunu hissettiren zaman zaman; sonra birinin çıkıp “kendini bu kadar önemseme” diyerek dünyanın karşımızda olacağı kadar önemli değiliz mesajını iliklerimize işleten.

“nedense” kızmalarımızın nedeni, neden biz olalım ki?

bankta otururken karşısındaki ergenin sırıttığını gören kadın, tam şemsiyesini kafasına indirmek için ayağa fırladığında, yanıbaşından gülerek geçen genç kızın o ergene doğru koştuğunu görür; aslında arkasında bir yerde duran o kıza sırıtmaktadır ergen.

neden kızmıştı kadın?

reklamlarda gördüğü oyuncuya oldum olası sinir oluyordu, aman canım nedense nedendi ama sinirdi işte.

kişisel gelişimle ilgilenmeye başlayalı beni en çok sarsan “insana dair gerçeklerden” biri, asla hazır olmayana verebileceğin bir şey olmaması idi.

içinde aldığını koyabileceği boşluk yoksa, büyükannemin “sokma akıl” dediği zorlama dersler yerlere saçılacaktır, ziyan olacaktır.

içinde boşluk açmak ve oraya “daha olumlu” yeni bir şey koymak; asıl devrim bu.

her insanın “nedense nedenlerine” başkasını sorumlu tutmak yerine kendi içine dönerek, insanlarla bağını zedeleyen, mutsuz eden davranışlarının sorumlusunu gördüğünü düşünün…herkesin kendi kapısının önünü süpürmesi gibi

o boşluklara, o boşlukları yaratmaya ihtiyacımız var.

“vardır bir nedeni, aman bana ne canım, eeh canım öyle istedi, yapmıştır bir şey yoksa neden kızayım”

dünya; kendisi hata yapmayan, geri kalan herkesin hata yapabilitesinden yüzde yüz emin olan yedi milyar insanla dolu.

kimse, kendisi hata yapmadığı, iyi niyetten dolup taştığı ve hep yanlış anlaşıldığı, anlaşılamadığı için oluyor olanlar(!)

baktığı yönü ara sıra değiştirmeye ihtiyacı var insanlığın; ya gerçek nedenler senin içindeyse…

 

(zng #15)

Genel içinde yayınlandı

ANALİTİK PSİKOLOJİ SÖZLÜGÜ-CARL GUSTAV JUNG – Enantiodrornia (Enantiodromie/Enantiodromia):

783715044303919910-680x365Enantiodrornia “zıddına dönüşmek” demektir. Herakleitos’un felsefesinde bu kavram zıtlıkların zaman içindeki oyununu belirtmek için kullanılır – var olan her şeyin zıddına dönüşeceği görüşü.
”Yaşamdan ölüm, ölümden yaşam; gençlikten yaşlılık; yaşlılıktan gençlik; uyanmaktan uyumak; uyumadan uyanma gelir; oluş ve bozuluşun akıntısı asla hareketsiz durmaz”,
“inşa etme ve yıkma, yıkma ve inşa etme – doğal yaşamın en küçüğünden en büyüğüne her döngüsünü yöneten ilke. Evren ilk ateşten meydana geldiği gibi, yine aynısına dönüşmelidir-
uzun dönemler içinde ölçülü seyreden ikili süreç, sonsuza kadar tekrar tekrar sahnelenen oyun” Nitelikli yorumcuların sözleriyle Herakleitos’un enantiodromia’sı budur. Kendisi de şöyle der:
Bizim için iyi olan zıtlıktır.
İnsanlar çelişkili olanın kendisiyle nasıl uyum içinde olduğunu bilmiyorlar. Yayla lirin uyumu gibi bu, birbirine zıt gerginliklerin uyumu.
Yaya (j3ıdç), yaşam (/3/oç) denir ama işi öldürmektir.
Ölümlüler ölümsüz, ölümsüzler ölümlüdür, başkalarının ölümünü yaşama ve başkalarının yaşamına ölme.
Canlar için ölüm su, su için ölüm toprak olacaktır. Fakat su topraktan, can sudan gelir.
Malın altının, altının malın karşılığı olması gibi her şey ateşin, ateş her şeyin karşılığıdır.
Yukarı çıkmakla aşağı inmek aynıdır.

Enantiodromia terimini bilinçdışında zaman içinde zıtlığın ortaya çıkması karşılığında kullanıyorum. Belirgin özellik taşıyan bu fenomen pratikte, bilinçli yaşama uç noktada tek taraflı bir eğilim hükmettiğinde hemen her zaman meydana gelir; zamanla aynı derecede güçlü bir karşı konumlanma oluşur, bu da önce bilinçli performansa ket vurur, ardından bilinçli denetimi yarıp geçer. Enantiodromia’nın iyi örnekleri: Aziz Pavlus’un ve Ramon Llull’un inancını değiştirmesi; hasta Nietzsche’nin kendisini Mesih’le özdeşleştirmesi, tanrılaşması ve sonraki Wagner nefreti; Swedenborg’un bilim insanından kahine dönüşmesi vb.

-JUNG

Genel içinde yayınlandı

zng #14 Başka pencereden farklı görünür

69f321da39bc953ea4d6bb349bd61a69

çok gülesim geliyor
gülemiyorum
manasızlık hissi daha çok

yazar neden yazar? soru bu..merak ediliyor
bulaşıkçı neden bulaşık yıkar?
aynı şey değil, ilk tepki
aynı şey demedik ki..neden onu merak ediyorsun da bulaşıkçıyı etmiyorsun?

ya da pilot neden uçurur?
peki sanattan olsun örneğimiz, flütçü neden flüt çalar?

birini meraka değer, diğerini sıradan yapan şey nedir?
senin yüklediğin değer olmasın sakın
senin ve senin ve senin
efendim genel böyle düşünür
peki genel böyle ne zamandır düşünür?
yani yazarın yaptığı iş merak edilecek çok nokta barındırır ama bulaşıkçı hayır
yazar değerli, bulaşıkçı değil gibi bir his
bir fikir genele nasıl yayılır? örneğin bir devlet başı bulaşıkçılığı konuşmaya başlasa birkaç gün üstüste sürdürse popüler olur meslek ve merak edilmeye başlar
bu sadece bir algı sorunu
efendim yazarlık zor bulaşıkçılık kolay ne var ki onda?, ama yazarlık öyle mi yaa
peki okuyor musun?
hayır vaktim olmuyor
ama yazarlığın çok mühim bişey olduğunu biliyorsun
nerden?
büyüklerin öyle dediği için..

verdiğiniz değeri yüklediğiniz anlamı sorgulayın

herkes “elinde ne silah varsa” kullanır

bu belki yakıcı yıkıcı makinelerdir

belki sözcüklerdir

belki sosyal medyadaki “beğen” butonudur

ama “amaç” aynıdır; bir mesaj iletmek…

aynı lisanı kullanmak, aynı dili konuştuğumuz anlamına gelir mi?

bunun cevabını iyi düşünmek gerek

kaygı gütmek enerjiyi ziyan etmektir bana göre

çünkü iletmek istediğin mesajı “iletebiliten” sadece sana bağlı değildir

gören, duyan, okuyan kişinin “algı sistemi”ne de bağlıdır

bir terzinin yaptığı elbise her bedene uymaz

bedenine uymayan elbiseye burun kıvırabilir veya mutlaka uyan biri vardır diyerek hakkını teslim edebilir

bunları yönetmekle yani “neden beğenmedin kardeş” analiziyle uğraşmak anlamsızdır, terzinin işi dikmek, yazarın işi yazmak

isteyen giyer üstüne istemeyenin elbet üstüne uyan başka bir “dil” vardır.

eleştirileri ya da mesajları kendini gözden geçirmek için kullanabilir kişi

ama laf yetiştirmeye zaman harcamak yerine üretmeye devam etmelidir

çeşitlilik, renklilik, hoşgörü ve naiflik…

olmazsa olmaz değil ama olursa hayata tat verir

kasları ve ruhu gevşetir, farkındalığı uyandıracak sessizliği sağlar

güzeldir 🙂

 

Genel içinde yayınlandı